Ordu Haber – Ordu haberleri

Başkan İsmail Çelenk, Üniversitelerde sorunlar çözüm bekliyor

Başkan İsmail Çelenk, Üniversitelerde sorunlar çözüm bekliyor
  • EĞİTİM / GENEL
  • 24 Ekim 2017
  • Başkan İsmail Çelenk, Üniversitelerde sorunlar çözüm bekliyor için yorumlar kapalı
  • 259 KEZ OKUNDU

Eğitim-Bir-Sen Ordu Şubesi ve Memur Sen Başkanı İsmail Çelenk, kapsamlı bir açıklama yaparak YÖK Reformu ve ülkemizdeki üniversitelerdeki problemler ile ilgili görüşlerini ve çözüm önerilerini sıraladı.

Başkan  Çelenk, yazılı bir basın açıklaması yaptı. Yükseköğretim ve yükseköğretimin niteliğinin, derin sosyo-ekonomik ve toplumsal dönüşümlerin yaşandığı son 30 yıllık dönem sonrası tüm dünyada yeniden sorgulandığını belirten Kara, Türkiye’de de yükseköğretim ve yükseköğrenim sorunu uzun yıllardır çok boyutlu olarak yoğun bir şekilde tartışıldığını anımsattı. Kara, Türkiye’de bu konudaki talepleri karşılayabilmek için reform ihtiyacının toplumun hemen her kesimi tarafından sıklıkla dile getirildiğini kaydederken, “Yükseköğretimde reform yapılmasının gerekliliği konusunda toplumun tüm kesimleri arasında uzlaşma olmasına karşın reformun nasıl olması gerektiği konusunda bugüne kadar bir uzlaşma sağlanamadığından yükseköğretim alanında köklü bir reform gerçekleşememiştir” dedi.

Eğitim-Bir-Sen Ordu Şubesi ve Memur Sen Başkanı İsmail Çelenk açıklamasını özetle şöyle sürdürdü:

YÖK üzerindeki siyasi vesayetin etkisi

“Türkiye’de yükseköğretimin yapılandırılmasına ilişkin tartışmalar uzun yıllar sadece YÖK yapısı ve rektör seçimleriyle sınırlı kalmış ve yükseköğretimin asıl sorunları gündeme gelememiştir. Bunun en büyük sebebi, yükseköğretim geçmişimizin, siyasi hastalıklarımızın en çok nüksettiği alanlardan biri olmasıdır. Yükseköğretim yapılanmasının resmi sistem muhafızı olarak kurgulanması, bugün bu alanda yapılmaya çalışılan her değişikliğin siyasi sistem değişikliği gibi algılanmasına neden olmaktadır. İşte bu yüzdendir ki, yükseköğretim sisteminin reforme edilmesindeki ilk aşama, yükseköğretimin felsefesini ve mahiyetini yeniden tanımlayacak bir zihniyet değişikliği olmalıdır.

Arz talebi karşılamaktan hâlâ uzaktır

Türkiye’nin değişim ve dönüşümüne paralel olarak üniversiteler çok daha ulaşılabilir ve erişilebilir hale gelmiş, yükseköğrenime geçişte öğrencilere çok daha fazla alternatifler sunulabilmiştir. Her geçen gün sayıları artan üniversiteler, kuruldukları illerin sosyo-ekonomik gelişimine önemli katkılar sağlamaktadır. Türkiye yükseköğretim sistemi, geldiği nokta itibarıyla, artık sadece üniversite çağı nüfusunun üçte birinden az bir kısmına hizmet sağlayan bir yapıdan (elit yükseköğretim) uzaklaşmış ve çağ nüfusunun neredeyse yarısına hizmet sağlayabilen (evrensel yükseköğretim) bir yapıya kavuşmuştur. On yıllık bir zaman zarfına sıkıştırılmış niceliksel gelişmeler, eşine az rastlanır gelişme süreci teşkil etse de Türkiye’nin demografik dinamikleri dikkate alındığında yine de ihtiyaca tam olarak cevap verememektedir. Yükseköğrenim çağındaki nüfusun artmaya devam ediyor oluşunun da etkisiyle, yükseköğrenim arzı talebi karşılamaktan hâlâ uzaktır.

Akademik kariyer sistemi çarpık

Akademik kariyer sistemindeki çarpıklık ve objektiflikten uzaklık, zincirleme sorunlara sebep olmaktadır. Akademik yükselme sürecinde yaşanan subjektif değerlendirme unsurları, akademisyenler arasında katı bir hiyerarşi oluşumunun yanında özgün bir bilim insanından uzaklaşma sonucunu da doğurmaktadır. Bunun yanında, subjektif değerlendirme mağdurları aynı zamanda en çok mobbinge maruz kalan kesimi teşkil etmektedir. Nitekim yükseköğretim kurumlarında psikolojik yıldırma konusunda yapılan çalışmalarda, özellikle akademik kariyerlerinin başlarında bulunan kişilerce ‘kişinin kendini göstermesi ve iletişiminin engellenmesi’ en büyük problemlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Ne yazık ki üniversitelerimizde genç bilim insanlarının ama özellikle kendi alın terleriyle bulundukları yere gelenlerin karşı karşıya kaldıkları en yaygın davranış biçimleri, çalışmalarının göremezden gelinmesi, başarısızlıklarının abartılması, yeterli destek görememek ve becerilerini gösterme imkânlarının kısıtlanmasıdır. Bu durum üniversitelerimizde kurumsal kültürün takdir edici ve destekleyici yönünün zayıflığının en büyük örneğidir. Bütün bu olumsuzluklar üniversitelerimizin bilimsel bilgi üretimine de olumsuz etki etmekte; üniversite, akademisyen ve araştırma/makale sayısı artmasına rağmen aynı başarı nitelikli bilgi ve teknoloji üretiminde gösterilememektedir.

Adaletsiz ve hukuksuz kararlar?

Diğer yandan, adaletsiz ve hukuksuz kararlar, üniversitelerin bilimsel bilgi üretimini güçlendirecek genç ve dinamik zihinlerin, üniversite ve akademisyenlik mesleği dışında kariyer tercihinde bulunmalarına neden olmaktadır. Araştırma, geliştirme ve bilgi üretme yeterliliğine sahip çok sayıda gencin üniversiteler yerine diğer kamu kurumlarında çalışmak istemeyi seçmelerinin en büyük sebebi, mali imkânlardaki eşitsizlikten ziyade objektif olmayan akademik kariyer süreci ve iş güvencesi yokluğudur.
Türkiye’yi orta gelir tuzağından uzaklaştıracak atılımlar için yükseköğretimin niceliksel gelişiminin devamı kadar niteliksel gelişimi de önemlidir. Gelinen noktada artık ‘üniversiteleri ve yükseköğretim sistemini nasıl yönetelim’ sorusundan çok, ‘akademisyenleri, üniversiteleri ve yükseköğretim sistemini üretim yapan bir içeriğe nasıl kavuştururuz’ sorusuna cevap aramak ve bulmak gerekiyor.”

Önerilerde bulundu

Eğitim-Bir-Sen Ordu Şubesi ve Memur Sen Başkanı İsmail Çelenk, açıklamasının devamında, sistemin doğru işlemesi ve hedeflenen amaca ulaşmak için bazı özetle şu önerilerde bulundu:
* Akademisyenlerin bilimsel çalışma alanını terk etmemek konusunda tavır geliştirdiği bir yükseköğretim sistemine geçmeliyiz.
* Öncelikli ihtiyacımız, bilginin ticarileşmesi değil, bilgi ve düşüncelerin üniversite dünyasına hâkim olmasıdır.
* Özgür düşünceye ve özerk yapılanmaya zarar verecek, iş güvencesini ortadan kaldıracak düzenlemelerden kaçınılmalıdır
* Yükseköğretim kurumlarının görevi özgürce araştırma ve bilimsel çalışma için uygun ortam hazırlamak olmalıdır
* Akademik özgürlük güvence altına alınmalıdır
* Akademisyenliğin iş güvencesiz bir meslek olduğu algısını pekiştirecek, bu mesleğe olan talebi düşürecek değişikliklerden vazgeçilmelidir
* ÖYP, gözden geçirilerek yeniden yürürlüğe konulmalıdır
* Doktora mezun sayısındaki artışı korumaya dönük destekler ve teşvikler artırılarak sürdürülmelidir
* Doçentliğe yükselme süreci yeni bir bakış açısıyla yeniden ele alınmalıdır
* Akademik yükselmeler üniversite yönetimlerinin keyfiliğine bırakılmamalıdır.
* Üniversitelerde idari yapılanma sağlam zeminlere oturtulmalı, idari personele hak ettiği önem verilmelidir.
* Görevde yükselme ve unvan değişikliği sürecine işlerlik kazandırılmalı, idari personele üniversiteler arasında yer değişikliği imkânı verilmelidir.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ